Nerde kalmıştık?
Bugün de böyle bitti işte. Güneş battı, hava karardı. Ayın nerde olduğunu bilmiyorum bile... Şükran abla yanımda bir şeyler anlatıyor. Dinlediğimi göstermek için arada bir kafamı sallıyorum ama ne fayda hiçbir şey anlayamıyorum. Vazgeçmiyor Şükran ablam, anlattıkça anlatıyor. Umurunda değil sanki onunla ilgilenmemem. O anlatıyor ben dinliyorum, o anlatıyor ben yazıyorum. Ve şimdi gidicem diyor içimi bir korku sarıyor; yalnız kalmanın vereceği rahatsızlık. Sokaktan geçen insanlar, Şükran Abla'nın bulaştığı dayılar, bir avuç çekirdek. Haaa bir de Şükran abla... Akşamı öldürüyorum. Dalıp gidiyorum, "MURATTTT " diyor Şükran abla, kendime geliyorum.
Kesin bir şey oldu! Evet... Kesin bir şey oldu. Ne oldu acaba, ne olmuş olabilirki? Ama evet kesin bir şey oldu. Masamda Penguen' nin bu haftaki sayısı, bir paket Camel, Janis Joplin... Haaa bir de Şükran Abla. Akşamı yaşıyorum, kendimi zehirliyorum, zamanımı öldürüyorum. Şükran abla: "gitçem" diyor, ben korkuyorum. Şükran abla gidiyor ve ben daha fazla yazamıyorum. Umarım bir gün bu yazdıklarım pişmanlıklarımın sebepleri olmazlar!!!
Nerde Kalmıştık? Vakit insanların arasına karışma vaktidir...
Bir sola bakıyorum, bir sağa bakıyorum. Yalnızlığın tadını çıkarıyorum. Bir sigara yakıyorum, çay söylüyorum. Hani insan denize koşarak gider de kıyısına gelince tedirgin olur bekler ya... İşte o hisse kapıldığımı farkediyorum: "Yalnızlık aslında bana gereken şeymiş" derken, Akın geliyor usulca yanıma oturuyor. Yüzünde pis bir gülümsemeyle kaçamak bir bakış atıyor. Farkediyorum, ayağa kalkıyorum. Sarılıyoruz birbirimize ve başlıyoruz muhabbete... Akşamı paylaşıyoruz, çay içiyoruz, zamanımızı öldürüyoruz.
Yalnızlık mı, bir şeyler yazmak mı? Boşversene, ben sohbet etmek istiyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder